30 Nisan 2016 Cumartesi

Çernobil’i, 30. yıl dönümünde Çernobil tasfiye memuru Yuriy Schumchenko’ya sorduk

 

Çernobil’i, 30. yıl dönümünde Çernobil tasfiye memuru Yuriy Schumchenko’ya sorduk

    0
    facebook sharing button
    twitter sharing button
    whatsapp sharing button
    linkedin sharing button
    messenger sharing button
    email sharing button
    snapchat sharing button

    Avrupa Çernobil Ağı’nın üyelerinden Nükleersiz.org, Yeşil Düşünce Derneği  her yıl nükleer karşıtı mücadele ve sağlıklı, sürdürülebilir yaşam hakkı gibi konular çerçevesinde panel, toplantı ve organizasyonlar düzenliyor.

    Bu seneki program   kapsamında Nükleer Savaşlara Karşı Hekimler (IPPNW ) Avrupa başkanı  Dr. Angelika Claussen’in ve  yine IPPNW’den Alex Rosen ile güncel verilere dayanarak hazırladığı Çernobil ve Fukuşima’nın Sağlık Etkileri adlı kitabının tanıtımı ile  Nükleersiz.org kurucularından da olan Almanya’da yaşayan Dr Angelika Clausssen ile Dr Alper Öktem’in davetiyle Türkiye’ye gelen Çernobil  tasfiye memurlarından Subay emeklisi Yuriy Schumchenko’nun Çernobil tanıklıklarını anlatması yer alıyor.

    ***

    Hafta boyunca haberlerini yaptığımız, 24 Nisan’daki   konuşmasının tam metnini bulabileceğiniz Sinop mitinginde 27 Nisan’da TBMM’de ve Ankara Nükleer Karşıtı Platform’un evsahipliğinde  konuşmalar yapan, 30 Nisan’da da Mersin’de Mersin Nükleer Karşıtı Platformun  evsahipliğinde de Mersinliler’e Çernobil tanıklıklarını anlatacak olan Yuriy Schumchenko ile Rusça’dan Türkçe’ye Tarana Kaya Aliev’in çevrisiyle, zaman zaman Dr Angelika Claussen’in de katkılarıyla bir söyleşi yaptık,  aşağıda yayınlıyoruz.

    Kısaltmalar: YG: Yeşil Gazete, S: Schumchenko   mSv: milisievert

     

    meclis önü

    Soldan sağa (Yuriy Schumchenko, Dr. Alper öktem, Dr. Angelika Claussen, YG Pınar Demircan )

    YG: Bay Schumchenko nükleer santralde hangi tarihler arasında ne kadar çalıştınız?

    S: Çernobil nükleer santral kazası meydana geldiği zaman subaydım . Bilirsiniz askeriyede sorgu sual olmaz, kaza sonrası radyoaktif temizliğin yapılması için tasfiye memurluğu görevi verildi. Aslında tasfiye görevi verildiği gün 10 Mayıs kızımın da doğumgünüydü. 11-25 Mayıs arasında toplam 12 gün santral sahasında tasfiye işlerinin koordinasyonunda çalıştım .

    YGPeki görev verilirken size kazanın meydana geldiğine dair bir açıklama yapıldı mı?  

    Schumchenko: Dönemin  SSCB Cumhurbaşkanı Gorbaçov nükleer kaza olduğunu kamuoyuna  5 Mayısta açıklamıştı. Ben kazanın kazadan sonraki  ikinci hafta göreve başlamış olduğum için her şeyi biliyordum.

    YGTasfiye memuru olarak geçirdiğiniz  12 günü nasıl değerlendirirsiniz?  

    S: Tasfiye işlerinde görevlendirilen  birimin sorumlusuydum. Tam olarak nükleer sanralin içinde değil ama yine santral sahasında biraz daha arka kısımda bulunuyorduk. Santralin içine 5 defa girmek zorunda kaldım.  Aslında Çernobil santral sahasına 1 kere bile girseniz çok yüksek dozda radyasyon aldınız demektir. Ben 12 günde 290 mSv  radyasyon almış olarak ayrıldım. (Dr. Claussen   daha kolay anlaşılması için 290 milisevertin 29 röntgen ışınına tekabül ettiğini anlatıyor ve ekliyor o zamanki radyasyon maruziyet doz sınırı kümülatif olarak 250 mSv idi)

    S: Aslında toplam 250 mSv  aldınız mı Çernobil tasfiye memurluğu görevini bırakıp hastanede tedavi sürecine giriliyordu, benim durumum biraz daha geç farkedildi. Çünkü orda bulunduğumuz her an radyasyon alıyorduk . Arkada  bir göl vardı , radyoaktif kirlilik yüksekti, hava ve topraktan da mütemadiyen radyasyona maruz kalıyorduk . Üstelik şimdiki teknoloji olmadığı için  ne kurşun içeren kıyafetler ne doğru dürüst bir maskemiz vardı

    YGPeki bir karne veya sağlık durumunuzun takibini mümkün kılacak bir evrak verilmemiş miydi size?

    S: Evet aslında asker olduğumuz için ben ve benim gibi tasfiye memurlarının sağlık durumlarını takip etmek üzere  bize bir karne verildi. Bu karneyi hep yanımızda taşımalıydık . Aman dikkat hala radyoaktiftir! (Sinirli sinirli gülüyoruz,  Bay Schumchenko, Çernobil kazasından sonra santralde  tasfiye memuru olarak çalışmaya başladığında kendisine verilen sağlık takip karnesini  gösteriyor).

    2015-07-28 22-48-29

    Karnenin üzerinde şöyle yazıyor “Çernobil nükleer santralinde tasfiye memuru olarak görev yapmıştır, 11-25 mayıs”

    S: Tabi bu karne sadece kaç milisievert aldığımızı takip etmek için değildi aynı zamanda Ukraynada bazı şeyleri ucuz ya da ücretsiz almak için bu karneyi göstermemiz gerekiyordu. Bir diğer sebep de bu kartın ayırıcı bir faktör olmasıydı. Açıkçası kazadan sonra radyasyon maruziyet konularında ciddi karışıklık yaşandı . Herkese farklı muamele yapılıyordu, tazminat alabilenler alamayanlar herşey birbirine karışmıştı, bu  karne bizim ayrıcalıklı konumumuzu göstermesi açısından önemliydi.

    2015-07-28 22-49-01 2

     

     

    YG: Peki  karneye sahip olanlar için tazminat alma hakkı doğuyor muydu?   

    S : Evet tasfiye memurları 250mSv üzeri ne çıkan bir oranda radyoaktiviteye maruz kalırsa tazminat alabiliyordu.  Hatta emekli olunmasına az bir zaman kaldığında 1 yıl 3 yıl olarak gösterilebiliyordu. Evet olağanüstü durumlarda uygulama böyle  farklı olabiliyordu. Şu anda da tedavim kapsamında  ilaç  alma hakkım var amaalmam gereken ilaçlar hastanelerde satılmıyor .Bunları karaborsadan satın almak zorunda kalıyorum . Bu noktada da harcayacağım parayı hesap edip kendime ilaç alacağıma kolejde okuyan oğluma ayakkabı almayı tercih edebiliyorum.

    Yine de söyleyebilirim ki  ben şanslıydım  çünkü ilk günlerde çalıştığım için maruz kaldığım radyason oranı doğru hesaplandı . Demek istediğim radyoaktiviteye maruz kaldığı için çok fazla insan şikayette bulununca işler karışmıştı ,bunlar hep devlete mali yük olarak görünmeye başladığı için devlet  maruz kalınan dozları düşük göstermeye başladı.

    YG: Peki toplamda çalışan tasfiye memuru sayısı kaçtı ? Mesela biz 800 bin kişi olarak biliyoruz. Doğru mu bu rakam ?

    S : Tasfiye memurları santralde ve çevresinde  1986-1990 yılları arasında çalıştı. SSCB verilerine göre 800-900 bin arası rakam  dünya genelinde bölgeye gelip tasfiye memuru olarak çalışanların sayısıdır. Ben Ukrayna için konuşabilirim, sadece Ukrayna vatandaşı olarak  200 bin tasfiye memuru  görev yaptı. Lakin 14 Aralık da 26 Nisan kadar önemli bir tarihtir. O gün  4.reaktörün üstüne kapak yapılmıştı.

    YG: Ama kapak pek iş görmedi ki şimdi 800 milyon Avroluk bir proje yürütülüyor değil mi?

    S : Evet  Kapak projesi pek işe yaramadı, reaktör sızıntısını kesemedi . İçeri kuşlar bile giriyordu.

    YG: Tasfiye göreviniz şehir içinde insanların yaşadığı yerleri de kapsıyor muydu?

    S: Hayır şehre pek gitmedim , bizim görevimiz santralin içindeydi. Büyük bir binanın içinde, 4 .bloktaydık .Sabah 4 te kalkıp geceyarısına kadar çalışıyorduk  Temizlik ve ertesi güne hazır etmek de vardı işin içinde .

    YG: Peki tasfiye işlerinden biraz bahseder misiniz, neler vardı bunun içinde?

    S:  Tozu hapsetmek , radyoaktif partiküller havaya karışmasın diye  özel bir macun gibi ağdamsı, zamk gibi bir şey kullanıyorduk . Dışarda da herşeyi toprağın içine gömüyorduk ,arabaları, eşyaları….

    YG: Ekibiniz kaç kişilikti ? Çalıştığınız sürece radyasyon maruziyeti kaynaklı  ölümler oldu mu?

    S: Sorumlusu olduğum ekip 60 kişilikti fakat maalesef sadece 35 kişi çalışmaya   devam edebildi . 25 kişi yuksek doz almış olarak ayrıldı . Arkadaşlarımızdan 2 kişiyi kaybettik.  Ardından  itfaiyecilerden 100 kişi öldü.

    Aslında daha çok kişi öldü ama maalesef santralde çalıştığı ispat edilemedi.Çünkü ölüm nedeni felç  ya da kalp krizi de olabilirdi. Açıkçası Çernobil’de ölenlerle hiç ilgilenilmedi, daha ziyade kalan sağlarla ve onların nasıl,ne kadar  çalıştırılacağıyla ilgilenildi. Zaten ölenlerin istatistiki kayıtları da doğru bir şekilde tutulmuyordu.

    YG: Santral içerisinden pek ayrılamadığınızı söylediniz ama doğada,ç evrede her hangi bir değişim olup olmadığına dair bir gözleminiz var mı?

    S: Gözümüzün önünde kızaran bir ağaç gördük, diğer ağaçlar da şekil değiştirdi, otlar aşırı büyüdü.  Balıklar mutasyona uğradı. Biliyorsunuz ekosistemi durduramazsınız , nehir akar göle karışır, bunu da engeleyemezsiniz.  Hayvan DNA’larında bilinmeyen mutasyonlar görüldü mesela siyah renkli bir kuşta beyaz benekler görülmeye başlandı. Yine canlılarda beyin küçülmesi tespit edildi.

    YG: Peki santral civarına hiç merak edip tekrar gittiniz mi ?

    S: Subay olduğum için bir çok şey üstüme zimmetliydi, bunları iade etmek için  1986 yılının Ağustos ayında tedavi sonrasında bölgeye  bir ziyaret yaptım  ama 30 kilometre  içine girmedim , çünkü bunu 1 kere yaptığınızda bile çok yüksek radyoaktiviteye maruz kalabilirsiniz, tüm tedavim boşa giderdi. Çernobil’e gitmeyi hep  çok istedim ama korkmasam da gidemezdim zaten asker olarak yurt dışı  rotasyona tabiydim.

    Ukrayna Ulusal Çernobil derneği'nin logosu

    Ukrayna Ulusal Çernobil Derneği’nin logosu

    YG: Tasfiye memurluğu görevinizin ardından neler yaptınız?

    Tasfiye memurluğu görevimden sonra önce tedavi oldum zira, 290 mSv aldıktan sonra tüberküloz belirtileri gösteren ağır bir hastalık geçirmiştim, kan kusuyordum. Tedavim tamamlandıktan  sonra 1990’larda Çernobil ile ilgili çalışan sivil toplum örgütleriyle bağlantı kurdum. Ben sivil toplum örgütlenmelerini severim, bu ilgim askeriyede pek hoş karşılanmıyordu ama peşini bırakmadım. 1989’da Çernobil’den sonra şehir derneğinin başkan yardımcısı seçildim. 2005’te ise Ukrayna Ulusal Çernobil Derneği’nin başkanı seçildim, halihazırda bu dernekte nükleer santrallere karşı örgütlenmeler kurmaya devam ediyorum.

    YG: Fukuşima nükleer santral kazası olduğunda ne düşündünüz? Fukuşima’ya kazadan sonra gittiniz mi? Kazayı televizyonda izleyip haberleri okuyunca anılarınız ve korkularınız tazelenmiş oldu mu?  

    S : Açıkçası bu sorunun bana sorulmasını hep istemiştim ama kimse sormadı. Size çok teşekkür ederim. Siz kadınlar bağlantıları daha kolay kuruyor, mücadelenin anlamını daha iyi kavrıyorsunuz. Endişeleriniz hakiki ve içten bu sebeple mücadeleye vereceğiniz katkı çok önemli oluyor. Benim de 3 kızım var onları çok seviyorum.

    (Dr Calussen, çevirmenimiz Aliev Hanım ve ben birbirimize bakıp gülümsüyoruz)

     

    meclis ambulans

    Bay Schumchenko’ya “Fotograf için ışık iyi ama arkada ambulans manzarası olur mu” diyorum? “Benim hayatım ambulans” diye cevap veriyor. Bunun üzerine ben de ambulansı fon olarak kullanıyorum.

    S: Çernobil  kazası olduğu  zaman 25 yaşındaydım şimdi ise 55 yaşındayım çok farklı algılıyorum. Fukuşima’daki reaktör patlamaları  beni çok etkiledi. Ama hayır Fukuşima’ya hiç gitmedim.

    Nükleer santrallerle ilgili olarak derneğimizde sivil toplum farkındalık arttırma sorumluluklarımız da var. Bu kapsamda çocuklarla konuşuyoruz. Fakat çocuklar teknolojiye meraklı ve onlara öyle lanse ediliyor ki çocuklar nükleer santralin iyi ve zararsız bir şey olduğunu düşünüyor.

    Sonra ben onlara kendi  anılarımı yaşadıklarımı anlatıyorum ve tekrar soruyorum, ne düşündüklerini, nükleer santral isteyip istemediklerini…. cevap genelde istemedikleri şeklinde oluyor.

    YG: Dünyada halihazırda 400 reaktör var, ne düşünüyorsunuz sizce potansiyel bir tehlike mi?

    S : Maalesef öyle,  Çernobil’de reaktörler durmuş vaziyette ama tehlike devam ediyor, yani nükleer santral aslında insanların kontrol edebildiği bir şey değil, devrede olsun olmasın her zaman tehlike potansiyeli taşıyor . En güvenli bildiğimiz santraller Japonya’daki santrallerdi. Buna rağmen Fukuşima gibi bir kaza yaşanabildi. Fay hatları nükleer santraller açısından ayrıca büyük risk teşkil ediyor.

    Öte yandan maalesef insanları yoksullukla imtihan ediyorlar ve sonra da nükleer santraller üzerinden zenginlik vaat ediyorlar. İnsanlık teknolojiyi ileri bir boyuta getirdi evet  ama aynı teknoloji nin artık yaşamımıza engel olduğunu da görelim.

    Toprak, su, hava sağlıklı yaşamamıza elvermiyorsa biz ne yapalım parayı pulu ?  İnsanoğlunun çok aciz oldugunu düşünüyorum. Biz doğaya kötü muamele ettiğimizde o muamelenin bize geri dönüşü  çok acıklı oluyor, ekosistemde bir toz kadar yerimiz var. Ben inanclı bir insanım ve şunu söyleyebilirim ki, kesinlikle doğaya verdiğimiz zarar kadar zarar göreceğiz.

    Lütfen, mum yakalım ama, artık nükleer santral kurmayalım, mevcutlardan da kurtulalım !

     

    Röportaj: Pınar Demircan

    (Yeşil Gazete)

    14 Nisan 2015 Salı

    Çernobil’in 29.yılında Karadeniz’den hekimler geçti

    Çernobil’in 29.yıldönümünü anma etkinlikleri kapsamında Nükleersiz.org ve Yeşil Düşünce Derneği tarafından düzenlenen panelde Çernobil’in insan sağlığını en çok etkilediği bilinen Karadeniz bölgesinin  şehirlerinde Çernobil’in  insan sağlığına etkileri anlatıldı.
    Tam da Akkuyu Nükleer Santralinin temelinin atılacağı günlerde Beyaz Rusya, Almanya ve Türkiye’den her biri kendi alanında uzman olan  hekimler  Çernobil faciasının bugün dahi görülebilen etkilerine dair paylaşımlarda bulundu. Sinop’ta Sinop NKP ve KESK , Samsun’da ise TMMOB . Atakum Kent Konseyi ve Elektrik Mühendisleri Odası ,Tabipler Odası  ve diğer bileşenlerin orgaizasyonuyla gerçekleştirilen panellere ilgi büyüktü.
    6.cernobil-ve-saglik-yesil-gazete
    Panelde ilk olarak  Fukuşima Tanığı olarak bildiğimiz Toshiya Morita, Fukuşima’nın 4 yılın sonunda sağlık üzerinde  yaratmış olduğu etkileri elde ettiği raporlara dayanarak anlattı .Fukuşima’ya dair güncel pek çok bilgi de paylaşan Morita Japonya’da halihazırda tekrar  açılması mümkün olmayan santrallerin bulunduğundan söz etti.
    7.cernobil-ve-saglik-yesil-gazete

    Beyaz Rusya’da Minsk Universitesinden Prof. Dr Larisa Danilova, Çernobil öncesi ve sonrası endokrin hastalıklarındaki artış  olduğunu ispatlayan çalışmalardan bahsetti. Nükleer silahlara Karşı Hekimler Birliği (IPPNW) Avrupa BaşkanıAngelika Claussen,  insanların sağlıklarının olumsuz etkilenmesi için bir kaza olmasının gerekmediğini ,normal şartlarda nükleer santrallerin yakınlarında  insanlar üzerinde tespit edilen bulguların bulunduğunu söyledi.  Uludağ Üniversitesi’nden Prof Dr Kayıhan Pala ise  kendisi tarafından yürütülen Türkiye’de Çernobil üzerine yapılmış  yegane araştırmaya dair  paylaşımlarda bulundu . Dr Alper Oktem  ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu(TAEK)’nun haritasını yorumlayarak Türkiye’deki mevcut duruma açıklık getirdi. Moderatörlüğünü Nükleersiz.org  Proje koordinatörü Pınar Demircan’ın yaptığı  panel soru cevap kısmıyla birlikte yaklaşık 3 saat sürdü .

    Son panel bu akşam İstanbul’da

    Panelin üçüncü ve son ayağı İstanbul Karaköy’deki İstanbul Politikalar Merkezi’nde iş çıkış saati de öngörülerek 18:00 ‘da başlayacak .
    (Yeşil Gazete)

    4 Nisan 2015 Cumartesi

    Fukuşima İzlenimleri(4): Onagawa Nükleer santrali tanıtım ofisini ziyaret ve Dünya Risk Toplantısından notlar

    Fukuşima felaketinin 4.yıldönümünde orada yaşananları aktarmaya çalıştığım yazı dizisinin sonuncusuna geldik. Bu yazımda Onagawa Nükleer santrali hakkında aldığımız bilgileri ve birkaç tespitimi sizinle paylaşacağım. Fakat esgeçemeyeceğimiz bir gerçek var ki, biz Fukuşima’yı, halkın tepkisini, yaşananları anlataduralım Türkiye,  Japonya  tarafından kurulacak nükleer santral için halkın itirazlarını görmezden gelerek “meclis onayı”nı verdi. Üstelik bu tarihi hata, ülkede tam bir gün boyunca yaşanan elektrik krizinden sonraki gün gerçekleşti. “Nükleer santralimiz olsaydı elektrik kesilmezdi”söylemini baz alarak elektrik kesintisini altyapı eksikliğiymiş gibi göstermek hiç şüphesiz sadece iktidarın  kullanabileceği bir argüman olabilirdi zira nükleer  santral bir tercih meselesidir, siyasi bir karardır ancak unutmayalım ki sonuçları toplumu ilgilendirir.
    Fukuşima’daki saha turunu ve ziyaretlerimizi tamamladıktan sonra Birleşmiş Milletler(BM)Dünya Risk Konferansı’nı da izlemek üzere geldiğimiz Sendai’de  program yoğunluğumuza göre sınırları içinde bulunduğumuz Miyagi eyaletindeki Onagawa Nükleer  santralinin tanıtım ofisini ziyaret ederek uzamanlardan bilgi alıyoruz. Onagawa nükleer  santrali Sendai şehrinden 70 kilometre mesafede, 173 kilometrekareiçerisinde deniz seviyesinden 14 metre yukarıda kurulu bulunuyor. Fukuşima felaketinden sonra  altyapı güvenliğine dair yeterlilik araştırmalarının başlaması sebebiyle kapalı durumdaki 48 reaktörden üçü burada.  Onagawa Nükleer santrali, 2011 Fukuşima depremin merkez  üssüne Fukuşima’dan çok daha yakın bulunuyor.  Onagawa Nükleer Santralinin işletmecisi haberimizde bahsi geçen Higashidori Nükleer santralinin de işletmecisi olan Tohoku Elektrik ve bu santralin reaktörleri  Toshiba tarafından  sırasıyla 1984, 1995 ve 2002 yıllarında yapılmış. İlk olarak kurulan rektörün güç üretme kapasitesi 524 MW olup diğer ikisininki 825MW. Genel bir sunumdan sonra hepimiz Onagawa Nükleer santraline dair sorular soruyoruz. Benim sorum da nükleer santrallerin tüm bilinen maliyetlerinin yanısıra halihazırda çalıştırılmayan nükleer santallerin maliyetleri hakkında oluyor: Halihazırda kapalı tutulan nükleer santrallerde normalde kaç kişi çalışıyordu ? Her bir reaktör kapatıldıktan sonra çalışan sayısında azalma olmuş muydu ve mevcut durumda çalışanların maaşları normal ödeniyor muydu? Aldığım cevap  nükleer santaller hiç kapatılmamış gibi  santral çalışanlarının çalışma şartlarında değişiklik olmadığı yönündeydi. Santralde çalışan personel sayısı  500 teknik personel,  1500 ofis çalışanı  olmak üzere 2000 kişiydi. Halihazırda teknik personel ağırlıklı olarak güvenlik şartlarının sağlanıp santrallerin tekrar çalışıtırılması için testlere katılıyordu.  Bu açıklamadan Japonya genelinde kapalı olan nükleer santrallerin üretim olmamasına rağmen maaş ödedediğini, düzenli  işletme giderleri bulunduğunu anlıyoruz. Fakat söylediklerine göre bir atalet yoktu  ne de olsa mevcut  mühendislerinin yeteneklerini ise nükleer teknolojiyi ihraç ederek değerlendirmeyi umuyorlardı.
    Onagawa Nükleer santraline gelirken yanımızda  A3 kağıtlarımızla kalemlerimizi aldığımızı da belirtmem gerekir, bilgi aldıktan sonra kendimizi ifade etme ihtiyacı içerisine düşeceğimizi biliyorduk . Nitekim bakınız foto 1: Herkes kendi dilinde “Nükleere hayır!” diyor yer: Onagawa Nükleer Santralinin bahçesi, arkadaki beyaz direkler Nükleer santrale  ait.
    Foto 1: Onagawa Nükleer santrali tanıtım ofisinin bahçesinde
    Yukarıdaki fotoğraf bir kare olarak hatıralarımız arasında yerini alırken diğer tarafta Sendai şehir merkezinde gerçekleştirilen Dünya Risk Konferansında  tarihe geçen konuşmalar yapılıyordu. Japonya Başbakanı Abe,  Fukuşima’da herşeyin kontrol altında olduğunu ve 120 bin insan hükümetin davetlerine rağmen evlerine geri dönmeyişini yok saymış, her hangi bir problemin kalmadığını iddia ederek konferansın açılışını yapmıştı. Oysa insanların evlerine dönebilecekelerinin duyurusu yapıldıysa tek sebep devletin daha fazla tazminat ödemek istememesiydi,Devletin tutumundan radyasyon oranlarının  pek de öngörülmediğini  anlıyoruz.  Dünya Risk toplantısında sadece doğal afetler risk kapsamında ele alınıyordu, insan hatasının yol açabileceği riskler konuşulmuyordu, nükleer santrallerin bahsi bile geçmiyordu. Neyse ki bu durum sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen paralel oturumlarda bambaşka bir görünüm aldı .
    Birleşmiş Milletler Afet Risklerini Azaltmadan sorumlu Genel Sekreter Temsilcisi Margareta Whalström
    Foto 2: Birleşmiş Milletler Afet Risklerinin Azaltılmasından sorumlu Genel Sekreter Temsilcisi Margareta Whalström
    BM Afet Risklerinin Azaltılmasından Sorumlu Genel Sekreter Temsilcisi  Margareta Whalström insan kaynaklı risklerin de afet riskleriyle birlikte değerlendirilmesi ihtiyacına dikkat çekerek nükleer santrallerin de risk  kapsamında ele alınması gerektiğini söyledi.  Whalström’a göre afet risklerinin azaltılması için insanlığın karşı karşıya olduğu tüm risklere karşı sivil toplum örgütlerinin, politikacıların, iş insanlarının işbirliği yapması gerekiyordu. Nitekim ertesi gün yayınlanacak konferans raporunda ekibiyle birlikte bu konunun yer almasına çalışıyorlardı .Whalström dünya devletlerinin temsilcileriyle işbirliği sözü vererek küresel düzeyde adapte edilebilecek bir program önerisinde bulunacağını belirtti. Ona göre artık tren kalkmıştı  ne olacağını düşünmemize gerek yoktu. Sendai’deki dünya risk toplantısının sonucunda uluslararası, bölgesel ve küresel olmak üzere   uluslarası iletişim kurulmuştu. Whalström konuşmasında afet risklerinin azaltılması çalışmalarının iklim değişikliği ile sürdürülebilirlik arasındaki ilişkiyi de sağlayacağına inandığını belirtti.
    Fukushima'dan Alınan 10 Ders
    Foto 3: Fukushima’dan Alınan 10 Ders
    Sizlere genel olarak Fukuşima’da geçirdiğim 10 günü aktarmaya çalıştığım sürecin en önemli çıktısı Japon sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanmış olan ve bizlere tek tek ülkelerimizde tanıtmamız için verilen, izlenim yazılarımda değindiğim konuları içeren ve çok yakında Türkçesi ile buluşacağınız Fukushima’dan Alınan 10 Ders adlı kitaçıktır. Şimdilik ingilizcesine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. fukushimalessons.jp/Fukushima10Lessons . Yine aynı site üzerinden Japonca, Korece, Çince, Fransızca  versiyonlarına fukushimalessons.jp/ ulaşabilirsiniz.
    Pınar Demircan
    (Yeşil Gazete)

    28 Mart 2015 Cumartesi

    Fukuşima izlenimleri(3): Nükleer Felaket sonrasında gidenlerle kalanların değişen hayatları

    Fukuşima Daiichi Nükleer santral felaketinden etkilenen alan ilk günlerde 10 kilometrekare olarak ilan edilmişti, 6 ay sonra ise bu alan 20 kilometrekareye kadar  genişletildi.  Sözkonusu 20 kilometrekare içerisinde her biri yaklaşık 20 bin nüfuslu  Namie, Futaba, Okuma, Tomioka, Naraha  adında  kasabalar olup bu kasabaların sakinleri  yine Miyagi Eyaletiiçerisinde Fukuşima ve Fukuşima’ya komşu  şehirlere yerleştirildi.
    Fukuşima  şehir merkezinden Nükleer santralin bulunduğu  noktaya 9 kilometre kala turumuzun  da sonuna geliyoruz. Sırada 55 kilometre uzaktaki 330 bin nüfuslu Koriyama şehrindeki geçici konutlara(prefabrik evlere) yerleştirilen Namie  sakinlerine yapacağımız ziyaret var. Kar yağıyor. Oysa Namie bugün günlük güneşlikti . İnsanların sadece evlerini değil yaşam ortamlarını, alıştıkları atmosferi  bıraktığı aşikar. Burada  589 hane yaşıyor.  Aklıma Eylül 2013 tarihinde hazırlanmış olan youtubeda  izlediğim bir video geliyor. O kayda göre  Koriyama’daki, radyasyon seviyesi (oranını) 22 ,3 microsivert civarındaydı. https://www.youtube.com/watch?v=z4_ve1H11Wg
    Nükleer  santralden 20 kilometre mesafe kapsamındaki bu  insanlar,  tahliye edilmişti edilmesine ama, santralin 55 kilometre batısında yer alan yerleştirildikleri şehir de radyoaktiviteden etkilenmemiş değildi.  Bu durum, rüzgarın estiği yönün, değişen hava şartlarının, felaket mahalinden uzaklık öngörülerek yapılan tahliyeleri   bir çözüm metodu olmaktan çıkardığını gösteriyor.  Nitekim  Japonların bugün Fukuşima’dan aldığı dersler arasında tahliye planlarının bir önemi olmadığı da yer alıyor. Yani havadan bir radyoaktif kirlilik sözkonusuysa insanları korumak için en önemli aksiyon hava şartlarına, rüzgarın estiği yönün aksine hareket etmektir ki bu durum ezbere uygulanan  tahliye planlarının anlamsızlığını ortaya koyuyor. Öte yandan düşük doz radyasyonun izleyen dönem kanser oranlarını arttıran bir faktör olduğu Türk Tabipler Birliği tarafından ülkemizde Çernobil’in insan sağlığına etkilerini araştıran çalışmalarla ortaya konmuş, ülkemizde Çernobil’den sonra  kanser oranlarının arttığı anlaşılmıştır.
    namieden (3) (2)
    Geçici konutların girişinde  Namie  Muhtarı  Yamamoto Bey ile aynı  yerleşkeden  Kawamura Hanım bizi karşılıyor. Burada kendilerinden Namie’den çıkış öykülerini dinleyeceğiz zira bunu anlatmak için izleyenlerin beğenisini toplayan  2 renkli yol  benimsemişler. Biri görsel hikaye anlatımı diğeri de çizgi film gösterimi. Görsel hikaye anlatımında, bir kuşun gözünden şiirsel bir dille  Fukuşima’da yaşananlar anlatılıyor.  İnsanlar  birden nasıl yok oldu nereye gittiler? Tarladan çıkan ürünler niye imha ediliyordu? O beyaz kıyafetli maskeli adamlar da kimdi ? Fakat biz kuş ne yapacak, ne zaman uçup başka diyarlara gidecek derken kuşun öldüğüne şahit olacaktık.
    kuş 3
    Sunumun ardından çizgi film başlıyor. Çizgi filmin senaryosunu 22 Haziran 2012’de 72 yaşında yaşamını yitiren  Yasuko Sasaki Hanım yazmış. “Göze Görünmeyen  Bulutun Altında Memleketimin  Mavi Gökyüzü” adlı  çalışması onun anısına çizgi film haline getirilmiş. Çizgi filmde,  birden yaşlı kadının evinin kapısı çalınır, nükleer santralin patladığı haberi verilir kendisine: hemen evini terketmesi gerekiyordur.”…milisivert radyasyon vardır havada, yaşlı kadın anlamaz “milisivert mi o da ne? bekerel mi hiç duymadım…” Sasaki Hanım fazlasıyla hayatın içinden kaleme almış senaryoyu, zaten daha sonrasında  yerleştirildikleri geçici konutlardaki hayatı da anlatıyor: insanların tanımadığı birileriyle ortak bir hayatı sürmesinin zorluklarını,  ilişkileri çok başarılı bir şekilde yansıtmış.
    Sunum sonrasında otobüsümüze geçerek  şehir merkezindeki otelimize dönüyoruz . Fukuşima şehir merkezi Daiichi nükleer santralinden 40 kilometre uzaklıkta. Facianın üstünden 4 yıl geçmişken  şehirde bir hareketlilik var, gidenlerin bir kısmı devletin yaptığı çağrılara kayıtsız kalmayarak geri dönmüş,  bir kısmı ise  hiç gitmemiş . İnsanların tüketim  yaklaşımında sıradışı bir şey var mı diye süpermarkete gidiyorum, herşey normal, balık reyonu  dolu ,insanlar rahatça alışveriş yapıyor. Gıdadaki radyoaktivite  oranı başından beri ilgi odağım olduğundan daha önceki bi yazımı size hatırlatarak:   http://yesilgazete.org/blog/2014/06/16/japonyanin-yeni-ve-sasirtici-sektoru/  Bu haberde bahsi geçen ölçüm istasyonunun bir benzerine giderek  bilgi aldığımı da belirtmek isterim.
    Bu merkezi,  Üçüncüsünün  Sendai’de yapıldığı Dünya Risk Konferansına katıldığımız son günü  ziyaret ediyorum. Çok şanslıyım, Fukuşima’da tanıştığım ve size geçen yazımda bahsettiğim Yazar Mutou Hanım ve  arkadaşı  Chiba Hanım, her ikisi de Fukuşima Nükleer felaketinden itibaren nükleer santrallerin tekrar açılmaması ve hayatımızdan tamamen çıkıp gitmesi için uğraş veren sivil toplum örgütleri içerisinde mücadele eden idealist kadınlar, talebimi unutmamış ve benim için tanıdıklarıyla bağlantıya geçerek merkezlerini ziyaret etmek istediğimi aktarmışlar.
    inori
    Tohoku Yardım Derneği üyeleri
    Ölçüm Merkezinin adı İnori (anlamı: yürekten dilemek, dua ). Naoya Bey bir rahip, bu ölçüm merkezinin kurulmasında Belediye Meclisinden Higuchi Hanım’ın katkısı büyük, her ikisi de Touhoku Yardım Derneği’nden. Aslında Ölçüm merkezi daha önce şehir içindeymiş ama kira gibi ödenek problemleri çıkınca kilise içerisinde bir odada kaliteyi düşürmeden gönüllü faaliyetlerini sunabileceklerine kanaat getirmişler. Bu ölçüm istasyonu  yine bağışlarla kurulmuş olan, ekipmanlarının  Almanya’da  bir firmadan temin edilmiş . Naoya Bey toplum içerisindeki baskıdan da söz ediyor,  bölgeden kaçmayı başka yerlerde yaşamayı tercih edenlerin  aileleri tarafından “Sen  Japonya’nın gelişmesine engel olmak istiyorsun” gibi iddialara maruz kaldığını, radyoaktif kirliliğin inkarının  teşvik edildiğini söylüyor .
    ölçüm uzman2
    Ölçüm istasyonunda sistemin nasıl işlediğine gelecek olursak ölçümü yapılan  bir numune örneğin 3 kiloluk prinç için 50 gramı  test ediliyor(test edilen oran hep aynı), bu ölçüm ekipmanı bilgisayara bağlı ve veri sonucu ordan çıkıyor . Numune üzerinden yapılan ölçümler ücretsiz olurken bu hizmet  ticari amaçlı olarak restaurant veya  market işletenlerin  sundukları gıdalarda radyoaktivite olmadığını belgelemek için ise ücretli : 5000Yen (40 dolar ).  Lakin  radyoaktivitede inkar politikası izleyen bir kısım  Japon halkının bu sertifikayı alan yerlerden gıda temini gibi bir çabası da yok.  Aslında bu ölçüm istasyonunun takipçileri belli, zira şehir merkezinden taşınıp biraz daha uzaktaki kiliseye yerleşmeleri ziyaretçilerinin sayısında bir değişikliğe sebep olmamış .
    Peter Drucker’ın  yönetim bilimlerinde  “ölçemediğinizi yönetemezsiniz” sözü aklıma geliyor. Şüphesiz bu sözün tersi de doğru,  nükleer facianın etkilerinin yönetilebilirliğinin zor oluşundandır ki  Japonlar ölçmeyi reddediyor : göze görünmeyen radyasyonu inkar politikası  alıştıkları hayatı terketme niyetinde olmayan Japonların hayatını kolaylaştırıyor. Bir tarafta bırakın kasabayı, şehri ülkeyi terkeden Japonlar, bir başka tarafta kendini mücadeleye adayanlar varken tam karşılarında alıştıkları hayatı bırakamayan,  hayatını değiştirmeyi reddeden kitleler de var ki tercihlerinin sonucunun önümüzdeki on yıl içerisinde artan kanser oranlarının verileri olarak karşımıza çıkmamasını diliyorum.
    Sonraki yazı, Fukuşima İzlenimleri(4): Onagawa Nükleer Santrali tanıtım ofisini ziyaret & Dünya Risk Konferansından Notlar
    Pınar Demircan
    (Yeşil Gazete)

    22 Mart 2015 Pazar

    Fukuşima İzlenimleri (2) : Faciayı yaşayanların eylemi “Nükleerden vazgeçelim!”

    Fukuşima’dayız. Aklımızda  Fukuşima İzlenimleri(1)’de bahsettiğim otobüsün camından seyrederek içinden geçtiğimiz İitatemachi, Namie , Minamisoma …Bu kez  orada faciayı yaşayanların isyanlarına destek vereceğiz.  Dolayısıyla bu yazımda size Fukuşima’da katıldığımız iki farklı eylemden bahsedeceğim.  Biri  11 Martta Fukuşima şehir merkezinde bir sokak eylemi, festival yürüyüşü gibi rengarenk çeşit çeşit kostümler içinde  insanların  “Nükleere hayır!” nidasını  yansıtacak. Diğeri  ise  ilkinden 3 gün sonra 14 Martta yapılmış olacak.  Fukuşima’nın  faciayı nasıl algıladığını ve değerlendirdiğini bize gösteren  referans özelliği taşıyacak.
    Merakla beklediğimiz sokak eylemi  Fukuşima Kültür Merkezindeki   anma töreninden sonra başladı. Farklı ülkelerden  gelen bizler  sahneye davet edilerek kısa kısa Fukuşima faciası hakkındaki düşüncelerimizi ifade ettik, ortak temennimiz  başka Fukuşima facialarının yaşanmamasıydı . Töreni  4 yıl öncesinde verilen kayıplar için saygı duruşu  takip etti.  Yürüyüş yaklaşık 100 kişilik  bir katılımla başladı ilerleyen saatlerde  kortej 300 kişiye ulaştı. Yürüyüşe eşlik eden  2-3 polisin yegane görevi   araç trafiğine karşı kortej  güvenliğini sağlamaktan ibaretti. .
    Yürüyüş boyunca farklı insanlarla konuşma fırsatım oldu.  Örneğin okul çocuklarıyla konuştum,  onlara, “Fukuşima’da  çocuk olmayı” sordum, bana  eve kapanıp  hasır zeminde oyun oynamaktan  sıkıldıklarını anlattılar, toprağı, açık havayı özlemişlerdi.  Radyasyondan korktuklarını söylediler, göze de görünmediği için nerede olduğunu anlamıyorlarmış  bu da onları hep dikkatli olmak zorunda bırakıyormuş, annelerinin tembihlerinden çok sıkılmışlar.  Bu yürüyüşü deneyimlediğimiz haftanın sonunda Tokyo’da tanıştığım bir sivil toplum örgütünün son dönem misyonunun  özellikle Fukuşima’daki çocuklara dışarda oyun oynayabilecekleri günübirlik seyahatler düzenlemek olduğunu öğrenecek, doğal olarak bu çocukları, onların yüzlerini,  ifadelerini  hatırlayacaktım.
    IMG_2555
    Fukuşima’da her gün okula giden çocukar

    Eylem sırasında  değişik kostümler  boy gösterdiği için yüzünü peçeyle kapatmış bedevi görüntüsü veren bir adam dikkatimi çekti.  Önümüzdeki süreçte  eylemlerde yüz kapatmanın terör eylemi sayılacağı  kanuni düzenlemelerin yolda olması  algıda seçicilik yaratmıştır diye düşünsem de bu adamın  ne kadar coşkuyla korteji götürdüğünü, oradaki varlığının altını çizdiğini farketmem  yanına yaklaşıp ona neden bu kostümü seçtiğini sormamı gerektirdi.
    IMG_2553
    Eyleme katıldığı için işinden kovulmaktan korkan bir Japon
    Cevap tahmin ettiğim gibiydi: Bu vatandaş,  bir devlet memuru olduğu için yaptığı eylemin sonuçlarından korkuyordu  ve işinden olmamak için kimliğini gizlemesi gerekiyordu. Sonraki günlerde aldığım bilgilerle de birleştiği üzere aslında  Japonya’da  da insanların gözaltına alınması, eylemlerinden dolayı işlerinden atılmaları  pek sık karşılaştıkları bir gerçekti ve bu durum onları hayatlarını idame ettirmekle varlıklarını kanıtlamak arasındaki tercihte çaresiz bırakıyordu .
    Kortejin önünde bir Meksikalı bir Türkiyeli aktivist

    Yaklaşık 2 saat yüründü, nihai olarak  valiliğin yakınlarında bir alışveriş merkezi önünde de  yürüyüşün anlam ve önemini ifade  eden  açıklama okundu
    Diğer eylem İki gün sonra 14 Mart günü  Fukuşima’da  bir spor kompleksinde gerçekleştirildi. Yaklaşık 6 bin kişinin katıldığı yazar, aktivist, öğretmen, yerel yöneticilerin sunum ve konuşmalardan oluşan  program   süresince konuşmalarından en çok etkilendiklerim:  İki kadın yazar, biri “Sayonara Genpatsu” (Güle güle nükleer santral) hareketini başlatan Keiko Ochiai, diğeri Fukuşima faciasında kadınların mücadelesine dair “Bu da mı günah değil? /Lütfen Fukuşima’nın çığlığına kulak verin! ”adlı  İngilizce basıkısı da yeni çıkmış olan Fukuşimadaki kadınların emeğiyle hazırlanan kitabın yazarlarından Ruiko Mutou . Bir budist tapınağı rahibi, bir de Fukuşima Üniversitesinden Finans Profesörü  Shuji Shimizu . Bu insanların hepsi  konuya farklı açılardan değinerek nükleer santral kazasının hayatlarını nasıl etkilediğini  anlattı, ortak mesaj pek tabi ki “nükleer santrallere karşı hep birlikte mücadele edelim” idi, bu konuşmalardan aldığım notları sizlere de aktarmak isterim.
    IMG_2123
    Spor salonunda saygı duruşuyla başlayan Fukuşima Nükleer Faciasını anma etkinliği

    Yazar Ochiai dedi ki “Nükleer santral ayrımcılık yaptığı için problemdir , savaşlar ayrımcılık yaptığı için problemdir  çünkü birileri ölür ve birilerinin ölmesinden başka birileri fayda sağlar. Bize unutturulmak istenen şeyler var, olimpiyatların Tokyo’da yapılacak olmasıyla, kalkınma yalanlarıyla kandırılıyoruz. Bugün Fukuşima’da mağdur olanlarla dayanışma günüdür, kapıda durmayın içeri girin, Fukuşima’daki arkadaşınızın yanında olun onun size ihtiyacı var”.
    Yazar Mutou  ise kaza sonrası bilançoyu özetleyerek başladı konuşmasına. “Bugün nükleer santralde 7 bin kişi çalıştırılıyor; çocukların çalışıtırlması da problem hatta 13 yaşındaki bir çocuğun 3 bin Yene (yaklaşık 30 dolar) çalıştırılması gibi olaylar da yaşadık hatırlarsınız; Radyoaktif atık su denize akıtılıyor, o denizde  geçen sene çocuklar yüzdürüldühatırlarsınız: radyoaktif bölgede yollar yapılıyor, insanların otomobilleriyle bu yollardan geçmesine izin veriliyor. Tüm bunlar bize gerçeğin unutturulması için yapılıyor, bizler şimdi ve şu anda bir daha ülkemizde  nükleer santrallerin çalıştırılmaması için birlik olmalı, dünyadaki nükleer santrallerin de kapatılması için mücadele etmeliyiz”.
    Rahip “Doğal olanın bozulması dinimiz gereği kabul edilemez .İnsnaların yaşamlarını etkilediler, onları bir daha evlerine dönmeden prefabrik evlerde yaşamak zorunda bıraktılar. Kirliliğin bertarafı çalışmaları tamamen yalandan ibaret.”dedi
    Fukuşima Universitesinden Profesör Shimizu ise doğal olarak problemi finansal açıdan ele alarak dedi ki “Nükleer santral kazasının maliyeti bizlerin vergisiyle ödeniyor, kazadan beri bu santraller kapalı peki  bu santraller için yapılan ödemeler bitti mi? Hayır aynen devam ediyor. Üstelik santrallerin yeniden çalıştırılması için yeni teknolojik yatırımlar yapılıyor ve  bu meblağlar  da bizlerin vergisiyle ödeniyor. Bu durum devletin  yaklaşım ve düşünce şeklinin değişmediğini  gösteriyor. Bu sistem öyle üstesinden kolay gelinecek bir sistem değil.  Biz yaşadığımız sürece bu sistemin son bulması için gayret göstermeliyiz.”
    Tören bitince yurt dışından, şehir dışından  katılan olup olmadığı sorulunca, salondaki bir anti nükleer  grubun bize  hediye ettiği  “Fukuşima’da yaşamak istiyorum” forması üstümüzde ayağa kalktık ve  salondan büyük alkış  aldık. Japonların ne kadar organize bir toplum olduğunu bilenler için  spor salonunda gerçekleştirilen eylem aslında hiç  sıradışı  değil. Organizasyon komitesi her hangi bir şiddet , hareket ,aksiyon olmaksızın konuşmalardan oluşan  eylemi organize  etmek ve sonraki eylemlerine kaynak bulmak için bağış toplayarak törenin sonunda toplam 1 milyon yen elde etti. Toplanan miktar anons edilince salonda büyük bir alkış koptu. Demek istediğim,  miktar huzursuzlukla değil coşkuyla karşılandı. Meblağın büyüklüğü  olayın ne kadar desteklendiğinin maddi bir göstergesiydi.  Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz  eyleminde fonlabeni ile aslında bu yapılacaktı. Maddi destek  manevi desteğin somut göstergesi olacaktı. Fakat  bizim ülkemizde yanlış anlamalar çok mümkündü.  Bu noktada Japonya’da  sivil toplum örgütlerinin yegane  finansal kaynaklarının “bağış” olduğunu  söylemeden geçemeyeceğim. Hiç şüphesiz bağış yapma lüksü olan, hayat standartları bizimkinden iyi olan bir toplumdan bahsediyorsak da insanların birbirine duyduğu güven ve saygıyı  bir kez daha derinden hissettim ve pek tabii olarak  bizdeki uygulamalarla  da mukayese ettim.  Japonların  spor salonunda 1 milyon yen (10 bin dolar) bağış topladıklarını  salonda kopan alkışlarla kutlamaları, bana karşılıklı güven tesis etmenin  önemini  düşündürdü. Peki bağış yöntemi baş ağrıtıyorsa, üstüne üyelerinin  meslek odalarına ödediği aidatları kesmek suretiyle hükümet, kendi karar ve yönetim erkine karşı çıkılmasını önlemek adına meslek odalarının gücünü  azaltıyorsa  Türkiye’deki sivil toplum örgütleri  nereden kaynak bulacaktı?  Bazı kurum  ve kuruluşların hibesi yoluyla  elde edilen  imkanlar ise tam tersine organizasyonun özgürlüğünü kısıtlayıp  yönetim ve idaresinde  sapmalara,  parayı verenin düdüğü  çalmasına neden olmuyor muydu? Öyle sanıyorum ki kaynağı anonimleştirmek  sivil toplum örgütlerinin aldığı desteğin politik kullanımını önleyecek yegane yöntem. Sorunun çözümü  toplumdaki  güven sorunu şeffaflıkla giderebilmekte yatsa da  ilk adım o örgüte bir şans vermek.

    Bir sonraki yazı,  Fukuşima’dan  İzlenimler (3) :Nükleer Facia sonrasında Değişen Hayatlar
    Pınar Demircan

    21 Mart 2015 Cumartesi

    Fukuşima Nükleer Santrali’nin 1 No’lu reaktöründe tam erime olduğu kesinleşti

    Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO), Fukuşima Nükleer santralinin 1 no’lu reaktöründeki tüm yakıt çubuklarının eriyerek reaktörün altına indiğini kabul etti. Tokyo Elektrik Şirketi ve Nükleer Sökümünde Uluslararası Araştırma Enstitüsü (IRID) Şubat 2015 itibariyle 1 no’lu reaktör binası içerisinde araştırma yapıyordu.
    melt down1
    Santralin işletmesinden sorumlu olan TEPCO, reaktör binasının içini  kozmik ışıkla denetliyordu. Atomaltı parçacıklarının atmosferdeki kozmik ışın çarpışmasıyla oluşan muon ışını reaktör içini izlemeyi mümkün kılıyordu. Muon ışını beton ve demirden geçerek uranyum ve plutonyum gibi yüksek yoğunluklu maddelere çarptıklarında bloke olarak yön değiştirse de  gölge oluşturarak yakıt çubuğunun reaktördeki konumunu gösteren bir harita çıkarabiliyor.
    Bu bilginin akabinde diyebiliriz ki, TEPCO muon ışığının çarpmasıyla bir gölge oluşmadığı için reaktör içerisinde artık yakıt çubuğu kalmadığına, tüm çubukların reaktör binasının altına muhafaza kabının düştüğüne hükmetti. Öte yandan yüksek radyoaktif maddenin doğaya karışıp karıştığı bilinemiyor zira  Tokyo Hosei Universitesinden Profesör Hiroshi Miyano, tam erimeyle reaktörün altına inen yakıt çubuklarının doğaya karıştığına dair bir sonuca varılamayacağını belirtti. Tamamen olasılıklar dahilinde olan durum, önümüzdeki süreçte netlik kazanacak görünüyor.
    Bu şekilde TEPCO’ nun bir sonraki prosesi reaktörden eriyerek aşağı muhafaza kabının altına indiği varsayılan yakıt çubuklarını dışarı çıkarmaya çalışmak olacak ki bu işlem Mart 2011 ‘den itibaren reaktör içinde biriken yüksek orandaki radyasyon sebebiyle sadece robotlar tarafından yapılabilir.
    1 no’lu reaktörün durumu öncelikle operatörler tarafından teyid edilmişken 2 ve 3 no’lu rekatörlerde de erime olduğu düşünülüyor.
    Fukuşima santralinin temizlğinden sorumlu olan TEPCO facianın başlangıcından itibaren bitmeyen şekilde bir dizi sorunla boğuşuyor. En son geçen ay Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA)ndan 15 uzman tarafından yapılan değerlendirmeler süreçte ilerleme kaydedildiğini ama yapılması gereken çok fazla operasyon olduğunu söyledi.
    Nükleer Yakıt Çevrim ve Atık Teknoloji yetkilisi Juan Carlos Lentijo“Durum oldukça karmaşık, gittikçe artan orandaki kontamine su problemi çok kısa sürede giderilmeli” diyor  ve “Yüksek oranda radyoaktif olan kullanılmış yakıt çubuklarının bertaraf edilmesi erime sonrası uzun dönemli bir mücadele olacak ” diye ekliyor.
    IAEA raporuna göre Santralin altından akan yeraltı suları vaziyeti daha güç bir duruma sokuyor ve sürecin yönetimi atık yakıt çubuklarının bertarafı depolanması gibi problemler de içiçe geçmiş bulunuyor.
    Son olarak 26 şubat tarihinde 2 no’lu reaktörün çatısı üzerinde biriken yüksek oranda sezyum içeren kontamine suyun yağmur sularıyla denize aktığı tespit edildiği üzere TEPCO’nun 10 aydır süren bir radyoaktif sızıntıyı raporlamadığı anlaşılmıştı.
    Çok çeşitli sorunlar içinde bocalayan nükleer opratörler 4 yıldan beri farklı farklı metodlara başvurarak, akla hayale gelmeyen maliyetlere yol açan sorunların üstesinden gelmeye çalışıyor. Bölgedeki insanların tekrar eskisi gibi evlerine dönerek yaşamaları onlarca yılın geçmesini ve devletin milyonlarca dolar yardımda bulunmasını gerektiriyor ki devletin yapacağı yardımların yine Japon vatandaşlarından alınacak vergiyle sağlanacağı aşikar.

    (Asahi, Japantimes, Yeşil Gazete)
    Haberi çeviren, derleyen: Pınar Demircan

    Totaliterliğe Giden Yolun Taşları: “İkinci Nükleer Rönesans”la Güçlendirilen Altyapısal Otoriterlik

      Bu yazı, son dönemde belirginleşen “İkinci Nükleer Rönesans” stratejisini, meselenin politik özünü göz ardı ederek fiiliyatta nükleer sant...