17 Ekim 2014 Cuma

#Kürekle Karadeniz 62.gününde : (K)Ömür kenti Amasra’da basın açıklaması

Günler geçiyor, havalar soğuyor lakin Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz yoluna devam ediyor . En son Hüseyinİnebolu’dayken size yazmıştım .Bugüne kadar 10 gün daha geçti. Hüseyin 2 Kasım’da Ortaköy’e varana kadar o denizde ben karada kürek çekmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde Nükleersiz.org ve Yeşil Düşünce Derneği(YDD) bir duyuru yayınlayacak ben de  sizleri  bu tarihi karşılamaya buradan çağırıyor olacağım .

amasra1
13 Ekim günü sabah 6’da kalktı Hüseyin, hazırlanması için 1 saat yeterdi. Bütün gün kürek çekti. Gideros koyunavardığında sağnak yağmur başladı. Olsun yağmur ıslağı güneş açınca kurur geçerdi, radyasyon izi bırakacak değil ya he-nüz.  Sağanak yağmurdan kaçan Hüseyin 60 kilometreye yakın mesafe kat etmiş olarak geceyi Kalafat  tarafında geçirdi. Yolculuğu boyunca çoğunlukla çadırında kalan uğradığı yerlerde ikramlara, davetlere rağmen yemeğini kendi pişirip kahvesini  hazırlamaktan da büyük keyif  alan arkadaşımız o akşam da makarnasını yaptı, kahvesini içti, radyosunu dinledi; aynı bizim evlerimizde yumuşacık koltuklarımızda yaptığımız gibi kitaplı keyiflere daldı. Tek fark  O, doğanın kucağındaydı, tılsımlı böcekler onun için şarkı söylüyordu .
14 Ekim günü sabah 5’te kalktı 6’da yola çıktı. Yolunun üstünde Gideros-Kuracaşile arasında Selahattin Abi’ ye uğradı. Selahattin Abi 75 yaşında bir kürek ustasıydı; Hüseyin projeyi fırsat bilmiş hazır oradan geçerken kendisi için yeni kürek siparişi vermişti. Aklında yakında sahip olacağı 2 kürekelinin altındaki diğer 2 kürek  tek yürek 35 kilometre daha gidip Amasra’ya vardı. Bu proje vesilesiyle tanıştığım dünya tatlısı insanlardan biriyle daha buluştu, Meral Hanım’ la. Ertesi gün büyük gündü. Aylardır, maden kömürü alerjisi, termiksi karın ağrıları yaşayan  kentte bu kez kurulması planlanan nükleer santrallere karşı farkındalık yaratacak bir basın açıklaması yapılacaktı. Eğitim-sen yönetiminden Kerim Bey’ in  bu organizasyonda emeği büyük, teşekkürler Kerim Bey! Ve elbette kendisiyle tanışmama vesile olan Meral Hanım’a kucak dolusu teşekkürler!
amasra2
15 Ekim günü saat 13:00’da okundu Nükleer santrallere karşı Kürekle Karadeniz’in basın açıklaması. Basın açıklamasına katılım oldukça zengindi. Haber-sen ,Eğitim –sen, Amasra Yelken Klubu , CHP İlçe Yönetimi, ÖDP Amasra, ADD, ESM, İP,Maden Mühendisleri Odası, Çekül. Amasra’nın bu kadar organize oluşunun arkasında termik mücadelesinden antremanlı oluşunun da etkisi var elbette .HEMA Termik Santrali, Kalker Ocakları ve Kül Depolama Sahalarına karşı çıkan halkın “Bartın Platformu” girişimiyle yürüttüğü 10 yıllık bir direniş hikayesi yabana atılır cinsten değil. HEMA ise Amasra’nın ilk kez 1999’da başlattığı santral ısrarını, kurulacak gücü 40 kattan fazla büyüterek sürdürüyor. Öte yandan Termik santral yatırımında da nükleer santral yatırımında görülen bir ithal ürün bağımlılığı yaratılmak istendiği anlaşılıyor. Ancak ne Amasra’nın ne Zonguldak’ın  kömürü kalori açısından termik santral kullanımına  uygundur. Nasıl ki uranyumu dünyada uranyum bulunduran 4 ülkeden birinden almak zorunda isek termik santralin de kömürünü ithal etmesi gerekecektir. Yabancı ortak, yabancı sermaye, yabancı teknoloji, ithal kömür ve yabancı işçiye bağımlı olan yatırımlar enerjide dışa bağımlılığı artıracaktır.Bu sebeplerle  Hattat Holding’in bölgeye yapmak istediği termik santralin yaşam alanının böğrüne kara saplı bıçak gibi saplanmasını istemeyen halk  sadece bu sene  10 gün içerisinde  termik santrale hayır! diyen 42 bin dilekçe  hazırlamış ve 40 bin imza toplamış . Amasra’nın direnişini daha detaylı olarak Yeşil Gazetedeki son dönem yazılardan okuyabilirsiniz.
Ülkenin turizmle ilk tanışan sahil kentlerinden biri olan Amasra bugün çok ciddi bir turizm, balıkçılık ve tarım gelirine sahiptir.İnsan sağlığı açısından İlçe coğrafi olarak da termik santrale uygun değil, aslına bakarsanız uzamanlar Karadeniz boyunca hemen denizin arkasından yükselen dağların  termik santralden çıkan zehirli havayla  hayatı özellikle kış aylarında cehenneme çevirdiğini söylüyor. Gerçek bir örnek vermek gerekirse Ankara’da yaşarken  kronik astım rahatsızlığına iyi geleceği için doktoru tarafından havası temiz olan  bir yerde yaşaması önerilen bunun üzerine Ankara’ya yakın da olduğu için  Amasra’yı seçip buraya yerleşme kararı almış olan Meral Hanım ve eşini süregelen  termik santral tehlikesi  herkesten biraz daha fazla kara kara düşündürtüyor .
Nükleer santraller hakkında farkındalık yaratmak isterken geçilen yerlerdeki çevre mücadelelerine dalıp gidiyoruz belki ama başka türlü dayanışma olmaz,  empati kurulmaz .Hele ki Gerze’lerin, Amasra’ların termik mücadelesinden nükleer mücadelesi adına da öğrenecek çok şey varken… Ben bu satırları yazarken Hüseyin çoktan Amasra’dan çıkmış Zonguldak’a doğru gidiyor, Birkaç güne kalmadan madenleri konuşacağız … Bir bayrak yarışı bu, sırası gelen  gönlünü çevre ve yaşam mücadelesine kendini adayan herkes bir bir karşılayacak projeyi… Amasra’da,Sinop’ta Gerze’de  olduğu gibi yıllardır verdiği mücadelesinin yanına oturtacak…kendi projesi belleyecek, destekleyecek. Çünkü  radyasyon  ırk ayrımı bile yapmazken radyasyon ile mücadele yöntemi içerisinde cinsiyet, din ,siyasi görüş farkı üzerinden ayrılıkçılık, ötekileştirme sadece ve sadece bu mücadeleyi kaybetmeye mahkum eder bizi.
Hüseyin’i bu bağlantı dan takip edebilirsiniz

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

9 Ekim 2014 Perşembe

“Altın”ı, üstüne getirmeyelim yaşamın!

Ordu’nun Fatsa ilçesinde bugünlerde köylüler hop oturup hop kalkıyor, günlük hayatlarında en geniş yer bulan konu siyanür. Çünkü toprağın üstünde sürüp giden  güzel sağlıklı yaşama, insanların meyvelerini şükranla kabul ettiği topraklara Altıntepe şirketi altın operasyonları için gözünü dikti.
Altın  operasyonlarında kullanılan siyanür maddesi uzmanların  değerlendirmelerine göre; havaya karışınca hidrojensiyanüre dönüşür; toprağa ve suya kolayca karışarak topraktaki ağır metalleri aktif hale geçirir . Bu sebeple meyve, sebze ve içme suyundan dolayı insan bünyesine kısa sürede tesir eder. Ölüme varana dek, birçok hastalığa da yol açar ancak, ölen kişiye hemen otopsi yapılmazsa, vücuttan anında kaybolur ve ölümün siyanürden olduğu saptanamaz. Toprakları kirlenince yağmurlarla bumerang gibi zehrin kendisine döneceğini bilen, tehlikenin farkında olan köylüler  temiz havasını, suyunu, toprağını ve bunlarla birlikte sağlığını kaybedeceğini de biliyor.
Öte yandan altın operasyonları için altyapı çalışmalarının yürütüldüğü Yukarıtepe ile Bahçeler Köylerinde insanlar  damperli kamyonların, iş makinelerinin evlerinin yakınındaki yolu kullanması sebebiyle evlerinin duvarlarında çatlaklar olduğundan da şikayetçi. Zaten bir heyelan bölgesi olan Yukarıtepe köyünde göçük olacak diye de endişe büyük . Halk arasında Erzincan’dan ve Giresun’dan elenmek üzere toprak getirildiğine hatta Gümüşhane ile Amasya’dan da çıkartılacak cevherin Fatsa’daki tesiste işleneceğine dair haberler dolaşıyor. Kendisini zorlayan şartlara direnmek için, sesini duyurmak için Fatsa, 6 Ekim’de  şahane  bir eyleme ev sahipliği yaptı. Komşu illerden, İstanbul ve Ankara’dan Fatsa’ya kafilelerle destek geldi ve 2.000 kişi tek yürek oldu bağırdı “Yaşamak istiyoruz!” diye. Atılan sloganlar arasında, Altıncı Filo hatırlatılarak “Altıncı şirket Fatsayı terket!” de vardı .
Fatsa'da siyanürle altın arama faaliyetlerine karşı miting
Fatsa’da siyanürle altın arama faaliyetlerine karşı miting

Fatsa’daki eylem ne  ilk ne de son diyebileceğimiz birşey. Hatta tam 6 Ekim ’de Bergama Yerlitahtacı köylüleri de Koza  Madencilik şirketinin köylerinde açmayı planladığı altın tesisine karşı ayaktaydı. Aynı şekilde geçen hafta Artvin- Murgul’da, Eti Bakır işletmelerinin siyanürle altın operasyonlarının yapılmasına karşı mücadele verdi.
Ülkemizdeki altın gümüş maden çalışmaları aşağıdaki tabloda verilmiştir (Kaynak: www.mta.gov.tr)
altin_gumus
   








Yaşanan kazalar veya  denetimlerin yetersizliğinin sonuçları ise;
TÜPRAG Metal Madencilik AŞ 2006‘dan beri Uşak-Eşme-Kışladağ madeninde çalışıyor. Madenin faaliyete geçmesinden kısa bir süre sonra, yörede 1.500 kişi zehirlendi. Bu olaya ilişkin köylülerin ve mühendis odalarının madenci şirkete karşı açtığı dava yıllardır sürüyor.
Eti Gümüş A.Ş 2004 ’ten beri Kütahya-Tavşanlı’da gümüş çıkarmak için faaliyet gösteriyor  fakat,  2011’de Eskişehir’de Siyanür havuzunun çökerek Porsuk Çayı’na karışması tehlikesini yaşattı ve havuzlarda tutulan siyanürün bir kısmı toprağa karıştı.
Tüm bunlar olurken altın ve gümüş madenciliği adına siyanür kullanımına sağlıklı yaşam hakkımızı korumak için “Hayır!” demekten daha doğal bir şey yok. Öte yandan salt bir karşı çıkış yeter mi? Moğollar’ın hemen her eylemde çalan  şarkısında dediği gibi “Bişey yapmalı! Hey! Bişey yapmalı
Siyanürle altın operasyonlarının çevreye ve insan sağlığına zarar verdiğini, bizim sınırlarımızda değilse de illa ki başka ülkelerin köylerinde, topraklarında siyanür tehlikesi yarattığını yeterince biliyorsak biraz da örf, adetlerimizi gözden geçirmeyi  düşünsek… Altın, yaşamdan daha değerli daha üstün  olabilir mi? Muhatabı kendimiz olabilir miyiz bu sualin? Ekonominin arz talep dengesini hatırlasak ve sorsak Keynezyen bir deyişle, “Her talep kendi arzını yaratmaz mı?”
Türkiye’de yılda 1,3 milyon doğum, 700 bin söz ve nişan ve 350 bin sünnet düğünü yapılıyor, ayrıca kadınlarımızın kendi aralarında düzenledikleri altın günleri sosyal geleneklerimizde önemli bir yer tutuyor . Türkiye’de altın takısız bir  düğün, dernek hayal edebiliyor musunuz?  Türkiye’nin gelenek, görenek, örf ve adetlerinde en değerli hediye altındır.
İstanbul Altın Borsası ’nın son 16 yıllık istatistiklerine göre Türkiye son 16 yılda 2.492 ton altın ithal etmiştir. Bir başka deyişle Türkiye son 16 yılın resmi istatistiklerine göre yılda ortalama  156 ton altın ithal eden bir ülke konumundadır. Bir ton altının değeri bu günkü fiyatlarla yaklaşık 55 milyon dolardır. 156 ton altın bugünkü fiyatı yaklaşık 8 milyar dolardır. (http://www.iab.gov.tr/Veriler/data/veri021.pdf)

Pınar Demircan

5 Ekim 2014 Pazar

“Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz” 52.Gününde: karayelle imtihan

abana1
3 Ağustos ’ta Hüseyin Ürkmez ’ in sandalını Hopa ’ya getirmesinin üzerinden yaklaşık olarak 2 ay geçti. Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanmak için İstanbul’a dönüp görevini ifa ettikten sonra tekrar Hopa’ya gelerek kürek çekmeye başlaması 13 Ağustos ’u buldu .13 Ağustos itibariyle geçilen yerler ,basın açıklaması yapılan şehirler ve bazı ilçeler sırasıyla ; Hopa, Trabzon, Rize, Giresun, Samsun, Ordu , Fatsa, Gerze , Sinop ,mesafe olarak ise 900km .52 güne doğru Agustos hele ki Eylül ortasından sonra daha sert bir havayla karşılaşması ise Hüseyin’e sürpriz olmadı zira denizi tanıyordu. Tüm bu süre zarfında deniz bazen  onu kucakladı bazen hırçınlaştı, onu ayakucuna attı, hatta üzerinde dolaşmasını istemedi, yanına yaklaştırmadı, karalarına doğru fırlattı.  Karadeniz hırçındı ama Hüseyin de kararlı. Nükleersiz.org ve Yeşil Düşünce Derneği(YDD) tarafından da  Hüseyin’in tahminleriyle  İstanbul’a varış tarihi eylül ayı sonu gibi  öngörülüyordu ama artık ekim  sonu veya kasım başı varması  daha gerçekçi bir tahmin ,anlaşılan hayatımızın her safhasında yaşayarak öğreniyoruz .  Olsun, acelesi yok hiç kimsenin; Karadeniz sahilleri boyunca kurulması planlanan  bir nükleer santralin geleceğimizi  tehdit edecek olduğu gerçeğini  bölgede yaşayan halkın günlük hayatlarında konuşması ise  esas mesele, tek  yöntem şu; denizin de yelin de karası beklenir, hava biraz sakinleyince itinayla devam edilir. “Mesele” demişken Şimdiye dek Hopa’dan  Sinop’a kadar heryerde insanların günlük  hayatlarında konu olmayı başaran Hüseyin hakkındaki değerlendirmelerin hayali kahramanlarımız  Ayşe Teyze ‘yle Fahri Dayı  arasındaki versiyonu en basitinden şöyle olabilir mi acaba?
Ayşe Teyze: Bey, gördün mü kürekçiyi,bizim köye gelmiş şimdi de.
Fahri Dayı : Gördüm ya!
Ayşe Teyze : Zoru ne ola ki ?
Fahri Dayı: Atom santrali kurulacak ya ona tepki miymiş neymiş
Ayşe Teyze: Delinin zoruna bak hem de Hopa’dan çıkmış deyorlar.
Fahri Dayı: He ya zararlıymış nükleer santral, çernobil olduydu hani
Ayşe Teyze: yaa çernobil ,balık yememiştik hani kaç sene
Fahri Dayı: Ne balığı, çay içememiştik korkumuzdan çay!
Hüseyin’in haberini alanlar arasında, günlük hayat içinde bu kadarcık konuşma geçerse ne ala! O zaman atılan taş ürkütülen kurbağaya değmiş olur ; Nitekim  ilerleyen günlerde İnebolu dolaylarında konakladığı Gemiciler’de uğradığı bir kahvede yukarıdaki diyalogun bir benzeri Hüseyin ile yaşlı bir Amca  arasında geçecek ve Amca Hüseyin’e ne için kürek çektiğini soracak nükleer santral bu kadar kötü mü yani dedikten sonra bu eylemi için Hüseyin’e teşekkür edecekti .
abana

Hüseyin, 24 Eylül sabahı Karadeniz sahili boyunca uzanan otobanı paramparça eden kestane karası fırtınası dinip güneş yeniden yüzünü gösterince Ayancık’tan çıkıp Türkeliüzerinden Çatalzeytin’e geçti. Çok geçmeden, bir gün sonra da karayele teslim oldu ve bir kez daha günlerce denize çıkamadı . Artık Çatalzeytin’e yerleşip yaşamını orda sürdüreceğini düşünmeye başlamıştık ki nihayet hava ve deniz şartları düzeldi ve 30 Eylül itibariyle tekrar küreklere asıldı, öğle saatlerinde Abana ’ya vardı.  Orada kendisini aralarında Abana-Kastamonu basın mensuplarının da bulunduğu bir kalabalık karşıladı. Hüseyin burada gelenlere proje hakkında bilgilendirici açıklama yaptı. Akşam  Gemiciler’ de konakladı . Proje hedef tarihin gerisine düştüğü için ertesi gün yola çıktığında  İnebolu’ya girmesi mümkün olmadı,  Doğanyurt taraflarına ilerledi. Doğanyurt’a kadar geldiği hat üzerinde Doğu Karadeniz’de olduğu gibi bir otoban gürültüsü yoktu, tersine otoban dağların arkasından dolandığı için  doğanın ve sessizliğin hakim olduğu ortamda en çok rüzgarın sesinin çıktığına tanık oldu . Bugün  Hüseyin’in sandalı hala Doğanyurt’ta bir balıkçı baranağında, bu sefer de  karayelin hoş görüsünü bekliyor .  Hüseyin’in basın açıklaması yapacağı bir sonraki ana durağı ise  bir süredir termik santrallere karşı verdiği mücadeleyle gündemde olan öte yandan Unesco Dünya Miras Listesi ’ne girmesi layık görülen güzeller güzeli Amasra. Amasra’ya kalan mesafe 45 km.   Saatte 5 km gittiğini öngörürseniz  basit bir matematik hesabıyla Hüseyin’in  Amasra’ya  9 saatlik yolu var gibi  fakat, Karadeniz bu nasıl davranacağını kestirmek zor , en iyisi biz denizi takip eden havayı koklayan adamı izleyelim .
  • Hüseyin’i bu bağlantı dan takip edebilir; Projeye bu adres üzerinden katkıda bulunarak yerinizden kalkmadan  nükleersiz bir Türkiye için bir kürek de siz atabilirsiniz.



Pınar Demircan
(Yeşil Gazete)

29 Eylül 2014 Pazartesi

[Özel Haber] Çernobil çocukları belgeseli hazırlayan ekip ile İstanbul’da buluştuk

Makedonya’nın Tetova Universitesi Sanat Bölümü Akademisyenlerinden olan sanat yönetmeni  Dr Senad Abduli ve  arkadaşları Makedonca’dan Türkçe çeviriler için Amir ve Kameraman Robert ile birlikte Çernobil Nükleer Santral kazası sonrasında bölgeye yayılan radyasyon nedeniyle engelli doğan çocukların günümüzde neler yaşadığına dair bir belgesel çekimi ile ilgili araştırma yapmak üzere geçen hafta İstanbul’a  geldi. Yeşil Gazete olarak biz de bu kapsamda kendileri ile konuşma imkanı bulduk.
Nükleer reaktör kazası sonrası engelli doğumlar hakkında bilgi toplamak ve kaza sonrası radyoaktif kirliliğin ülkemizin de dahil olduğu coğrafyada yarattığı etkileri öğrenmek amacıyla çekilecek belgesel Türkiye dışında Makedonya, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Moldovya, Kosova ve Arnavutluk’u da kapsıyor. Makedonya’dan  yola çıkan bu farkındalık projesini haber aldığımız gibi biz de Yeşil Gazete olarak çekimlerin yapıldığı mekanda kendilerini  ziyaret ederek  hem Çernobil sonrası Türkiye’deki nükleer karşıtı farkındalık düzeyinden, hali hazırda devam eden  #NükleersizTürkiyeiçinKürekleKaradeniz projesinden  bahsederek çalışmalarına biraz katkı sunduk hem de Türkçe tercümanlığı yapan Amir aracılığıyla kendileriyle  sohbet edip “mesele”lerini sizlere  aktarma fırsatı bulduk .
Sağdan sola Robert(kameraman),Dr Senad, Funda Alatas (Türkiye'den arkadaşları),Amir(Makedonya'dan Türkçe çevirilerde yardımcı olan   arkadaşları)   Çekim sonrası Kadıköy / Bahariye Yeşil Ev'de kahve molası
Sağdan sola Robert(kameraman),Dr Senad, Funda Alatas (Türkiye’den arkadaşları),Amir(Makedonya’dan Türkçe çevirilerde yardımcı olan arkadaşları) Çekim sonrası Kadıköy / Bahariye Oza Jazz’da (Eski Yeşil Ev) kahve molası
Neden Ben?
“26 Nisan 1986’da yaşanan Çernobil Felaketinin üstünden 28 yıl geçti” diye başlıyor söze Dr Senad . Radyoaktif kirliliğin yüzyıllarca etkisini sürdüreceğini  gözönüne alırsanız  bu süre hiç uzun değil .  Öte yandan  anne karnında  radyasyonla tanışmış, bu tanışıklığın bedelini bedensel, görsel veya  zihinsel  engellilikle ödemek zorunda kalmış  insanların hayatlarını düşündüğümüzde bu süre  bir ömür demek… çekilen acı da o ömre denk.
Ne günahı  vardır çocuğunu en iyi şartlarda doğurmak isteyen annenin ve  dünyaya gelmek için tüm rakiplerini geride bırakıp cenin olmayı başaran çocuğun?  “Radyasyon millet, sınır, din, ırk, cinsiyet, şahıs, yaş tanımaz ,ayırım yapmaz kimse hakkında …” diyerek devam ediyor Dr Senad sözlerine.  Kendisi Makedonya’da toplam 48 vaka olduğunu, kendisinin sadece iki vakaya tanık olduğunu anlatıyor, vakalardan kastettiği radyoaktivite kaynaklı olarak doğuştan engellilik hali; radyoaktif kirliliğe bağlı hastalıkların bir ötekileştirme ,ayrımcılık gözetmediğini anlatmak için çocuklardan birinin Hristiyan diğerinin Müslüman olduğunun altını çiziyor. Çocuklardan biri Dr senad’ın yakın arkadaşının oğlu Naim, dediğine göre çok akıllı ,öğretim hayatını başarıyla tamamlayan bir çocuk O. Bu şekilde Dr Senad  ”neden ben?” sloganıyla yola çıktıklarını açıklamış da oluyor.  İlerde belgesele farklı bir isim verirler mi bilmiyoruz neticede bu bir süreç,  bir yolculuk ve  çekimlerin 1,5-2 yıla uzanan bir zaman diliminde tamamlanması öngörüldüğü üzere belgeselin ismi de dinleyecekleri hikayelere göre şekillenebilir  . Yine de şimdilik önemli olan bu sloganla  radyoaktivite mağduru çocuklar adına  “Neden ben?” sorusunu sormaları . Bu soru mağduriyet gerçeğine karşı duyulan isyanın hareket noktasına  işaret ediyor.
Resmi raporlardan değil halktan alınan bilgi
Dr Senad,   Naim’e baktıkça   dünyada kaç çocuğun daha benzer bir akıbeti yaşadığını, komşu ülkelerde insanların radyoaktif kirlilikten nasıl etkilendiğini  merak eder olmuş  ve bu belgeseli çekme fikrini  kameraman  Robert  ile Turkçe bilen  Arkadaşı Amir’e açmış. Dr Senad’dan öğrendiğimize göre belgesel   resmi raporlardan çok halkın içinden yükselen sese odaklanacak . “belirlediğimiz ülkelerde bilirkişilerle görüşerek genel bilgi toplayarak ilerleyeceğiz, amacımız çeşitli  kesitler almak. Bunu yaparken raporlara dayalı niceliksel bir yöntem değil kesinlikle derinlemesine görüşmelere dayanan  niteliksel  yöntem kullanacağız” diyor.
İster istemez  Çernobil kazasının etkilerine dair verileri toplamanın  geçmişe yönelik bilgi toplamak anlamına geleceği için önümüzdeki sürece  nasıl bir katkı yapacaklarını soruyorum . O vakit “ Biz dünyada genel olarak tüm nükleer santrallere karşıyız , bu belgesel  kanalıyla öğrendiklerimiz  dünyadaki nükleer karşıtı farkındalığı arttırmaya ,güçlendirmeye yarayacaktır “diyor.  Yine de böyle bir belgesel in çekimlerinin  Çernobil’in ençok etkilediği Karadeniz’de yapılması  gerekir diye düşündüğüm için Karadeniz’e gitmeleri gerektiğini ifade ediyorum . Dr Senad aslında çok istekli bölgeye gitmek için ancak,  projenin ne kadar süreceğini bilmediklerinden şimdilik ihtiyaç duydukları bilgileri istanbul’da bilirkişilerden aldıklarını iddia ediyor. Zaten İstanbul’da Nükleer karşıtı Platform üyeleriyle görüşmeler yaptıklarını bildiğimiz üzere içimiz rahat . Yine de  belgesel çekimleri bittikten sonra filmi Karadeniz’de gösterecek olurlarsa, belgeselin ikinci kısmını yapmayı ihmal etmeyeceklerini ekliyor.
(Yeşil Gazete)

17 Eylül 2014 Çarşamba

Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz bir ayını doldurdu; Sinop’ta basın açıklaması

13 Ağustos’tan 16 Eylül’e bir ayı aşkın süredir Hüseyin Ürkmez denizde, nihayet Karadeniz’deki yaranın üstüne tuz basma zamanı. 11 Eylül günü Hüseyin, en son basın açıklamasını yaptığı bizim de bu vesileyle termik hikayesini paylaştığımız, hikayesinden kendimize nükleer çuvaldızlar batırdığımız  Gerze’den Sinop’a uğurlandı. Öğleden sonra  Hüseyin’in nezdinde Nükleersiz.org &Yeşil Düşünce Derneği (YDD)’ nin projesini Sinop karşılamış oldu. Alanda Sinop Merkez  Belediye Başkanı  Baki ErgülSinop Nükleer Karşıtı Platform üyeleri, temsilcileriyle, Sinop’taki diğer sivil toplum hareketlerinin temsilcileri vardı. Nereden hangi temsiliyetten olurlarsa olsunlar bu hayatın değerini bilen, topraklarını, soludukları, havayı, denizi göze görünmez düşman radyasyona teslim etmek istemeyen ve etmeme kararlılığında  olan, gelecek nesillerin bile yarınlarını düşünen  insanlar onlar. Bugün  aynı kararlılığı Mersin gösterdi. “ Akkuyu Nükleer Güç Santrali ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) Bilgilendirme Toplantısı” nükleer karşıtlarının protestoları sebebiyle yapılamadı. Toplantı alanında Mersin Nükleer Karşıtı Platform üyeleri ve çevreciler, “Akkuyu olmayacak, nükleer santral istemiyoruz” dövizleriyle sloganlar atarak protestolara başladı. Nükleer karşıtları, protestolar neticesinde yapılamayan ÇED Bilgilendirme toplantısının”yapılmıştır” şeklinde tutanaklara geçirildiğini de ortaya çıkardı. Mersin’deki direnişi yürekten kutluyoruz!
sinop2

Sinop’taki basın açıklaması için toplanıldığında bir konuşma yapan Belediye Başkanı Baki Ergül’ün  “Termik belasından nasıl kurtulduysak nükleer belasından da öyle kurtulacağız sözleri” akıllarda, dileği yüreklerde kaldı . Ne mutlu ki Gerze Festivali vesilesiyle Sinop’ta olduğumuz süreçte Gerze, ErfelekDikmen  Belediye başkanları da  ziyaretlerimizde aynı temennilerde bulunmuştu. Boşuna Türkiye’nin en mutlu kenti  seçilmemişti Sinop, farkındalığı yüksek insanların  memleketiydi ve Hüseyin’i bu  duruşlarıyla bağırlarına bastılar. Akşam vakti geldiğinde izleyen 2 gün daha hava muhalefeti devam edeceğinden evinde konaklayacağı Sami Bey’de misafir oldu Hüseyin .
Ertesi gün, Sinop’un populer radyosu Barış FM ’e konuk oldu, projeyi, kendisinden beklenenleri, İstanbul’a varışı hakkında ufak bir bilgilendirme yapıp basın açıklamasından da kısa bir kesit sundu. Teşekkürler Barış FM. Takip edenlerin hatırlayacağı üzere Hüseyin, daha henüz Trabzon Yomra’dayken Açık Radyo/Ümit Şahin’in programında kendisine teklif edilen projenin detaylarını anlatmıştı.
İnceburun inceldiği yerden kopmasın
13 Eylül günü, İnceburun’u geçme planları vardı. Sinop Merkez’den 16 km olduğunu bildiğimiz nükleer santral için tahsis edilen  alandı İnceburun, on yıllar sonrasını düşünerek korkuyla hassasiyetle çekmiş olsa gerekti  kürekleri, İnceburun inceldiği yerden kopmamalıydı. Kaba kabaydı dalgalar Hüseyin’in tabiriyle , hatta onu tanıyıp selamlamak için yamacına yaklaşan bir balıkçı teknesi ile Hacivat’la Karagöz gibi bir inip bir çıktılar, bazen Hüseyin devleşti küçücük sandalıyla  bazen balıkçı teknesi. Gece saat 9 sularında İnceburun Feneri’nin onu uzaktan gözeten şefkatli kristal bakışları altında yol aldı, denizinden çıkmıştı ama havasından çıkamamamıştı, dalgalar beşikteymiş gibi sallamaya devam etti onu .
İnceburun’u arkada bırakıp istanbula’a doğru yaklaşık 30 mil( yaklaşık 44 km) daha kürek çekince Ayancık’a geldi. Artık o karaya ayak basmadan, hatta bir önceki kaldığı yerden sandalına bindiği anda bir sonraki duraktan haberini alıyorlardı, kısacası Hüseyin’den önce adı  ulaşıyordu karaya; sağolsun bekleyenler, karşılayanlar tüm ilgilenenler . Ayancık’ta kalışı uzayınca dostlar ziyaretlerini eksik etmediler. Daha önce Sinop NKP’nin bu dönem ise KESK  Sözcüsü Metin Gürbüz de farkındalığı yüksek, nükleer müsibetinin  izleyip bilenlerden ve başından beri projeyi destekliyor. Bu sebepledir ki nükleer karşıtı sivil toplum projesini, Hüseyin’i Türkeli ilçesine götürme fırsatını kaçırmıyor, böylece Türkeli Belediye Başkanı da temas edilen belediye başkanları arasına girmiş oluyor.
ayancık

Ayancık’ın, geçmiş 5-6 yılına baktığımızda mücadeleye yabancı olmadığı anlaşılıyor, Çaylıoğlu (Stefan) Köyü, 1991 yılında SİT alanı ilan edilmiş olmasına rağmen 2008 yılından bu yana termik santrale karşı direniyor. Ayancık yerel basınından dün aldığımız bir habere göre ise Ayancık’ta Büyük Kızıl kum Köyü’nde 1300 MW gücünde termik santral kurmak üzere ÇED raporu  alabilmek için başka bir firma  çalışmalara başlıyor. Ayancık  geçen sene de Temmuz aylarında ÇED raporu olmayan sözleşme içeriğinde türü hatalar barındıran HES projesine Ayancık geçit vermemişti .Mamafih, olan 17 986 adet  ağaca olmuş, bu ağaçlar ÇED raporu  henüz alınmamışken aynı  Sinop-Abalı Köyü ‘nde nükleer santral bölgesi olarak Enerji Bakanlığı’na  devredilen  60 km2 lik bölgedeki 225 bin ağaçla aynı akıbete uğratılarak kesilmişti. Lakin bilmelisiniz ki bu HES projesi de gerçekleşmeyerek iptal edilmiştir.  Nükleer projesi de bir gün  mutlaka iptal edilecektir.
20 Eylül’de 17:00’de Taksim Tünel’de!
Japon Yönetmen Hayao Miyazaki ’nin bencillik ve açgözlülüğü anlattığı Türkçe adıyla  Ruhların Kaçışı adlı çizgifilmi geliyor aklıma. Kapitalizmin palazlandırdığı şirketlerin bir termik biter HES başlar, HES biter termik başlar anlayışıyla gözünü diktiği bu doğal ortamlar, yaşam alanları evcilleştirilemeyen bir at gibi üstünden atmasını bilecektir kendisini sömürenleri. Bugün gelinen nokta, susuzluğun kuraklığın geleceğin, geleceğimizin artık sömürülecek tarafının kalmadığının da izahıdır aslında .
Hüseyin’in  Ayancık’ta kestane karası fırtınasından muzdarip denizi beklemek zorunda olduğu günlerdeyiz ama, bizim için İstanbul’da dışarı çıkma haykırma zamanı, HES’lere, nükleere, hükümetin kirli enerji politikalarına karşı “Güneş, rüzgar bize yeter!”deme zamanı ! Gelin biz 20-21 Eylül İklim Zirvesi için buluşalım! Dünyadaki milyonlarla birlikte harekete geçmek için tam gün toplantılara katılamasak da en azından 20 Eylül Cumartesi günü  17.00’de Taksim Tünel’den başlayacak yürüyüşte olalım!

  • Hüseyin’i bu bağlantı dan takip edebilir; Projeye bu adres üzerinden katkıda bulunarak yerinizden kalkmadan  nükleersiz bir Türkiye için bir kürek de siz atabilirsiniz.


Pınar Demircan

11 Eylül 2014 Perşembe

#Kürekle Karadeniz ’den Gerze’de Basın Açıklaması; Termik mücadelesinden nükleere !

Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz bir ayını doldurdu. Hüseyin Ürkmez Karadeniz’in deli dolu dalgalarından ürkmeden  ilerliyor. Şimdi Gerze’de, son yazımdan hatırlarsanız  kampanyanın girişimcisi Nükleersiz.org ve Yeşil Düşünce Derneği ile sayısı her geçen gün artan destekçileri Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSGP), Sinop Nükleer Karşıtı Plaform (Sinop NKP), KESK Sinop Şubeler Platformu, GreenPeace, Devrimci Sosyalist İşçi  Partisi (DSİP ), Küresel Eylem Grubu adına Hüseyin 3 Eylül’de Samsun’da basın açıklaması yapmıştı. Dün itibariyle  Bafra  Ovası, TopluYakakent ve Yenikent‘i geçerek Gerze’ye ulaştı. Kürek çekerek kat ettiği  mesafe Bafra Ovası’nın etrafını dolaştığını göz önüne alırsanız yaklaşık 218 km. Deniz ve hava şartlarını hassasiyetle değerlendirip Karadeniz’in kurallarına uyum göstermezse işi kolay değil. Hüseyin bu sebeple temkinli.
4 ve 5 Eylül günleri doğa ile başbaşa geçti. Neticede Kızılırmak’ın suladığı Bafra Ovası Hüseyin’in sadece birkaç balıkçıyla rastlaştığı bir bölge oldu. Akşam Toplu’ya vardı. Geceyi sandalında geçirdi .
6 Eylül Cumartesi  sabahı 2,5 saatlik yolculuktan sonra Yakakent’e vardı. Terme kıyısında sandalın omurgasını bir kayaya çarptığı için bir süredir su alıyordu sandalı, yaptırmazsa olmazdı. Yama yapılan sandal ilaçlandı beklemeye alındı. Geceyi Yakakent’te geçirdi Hüseyin. Teşekkürler Yakakent Yelken Kulübü Başkanı Mustafa Bey!  Ertesi gün de sandal ve Hüseyin hazırdı ama deniz değildi. Denizde denizin sözü geçerdi. Hüseyin 1 gece daha geçirdi Yakakent’te. Tam daRainbow Warrior ’un İstanbul’da  demirlediği günler bunlar … Bir tarafta  akıntıya karşı kürek çeken bir adamla Karadeniz boyunca onu karşılayan ve bağrına basanlar diğer tarafta  gökkuşağının güzel  renklerini yutabilecek kömür karasına  karşı mücadele veren, termik santrallere DUR!  demek için  Karadeniz’e açılacak olan Green Peace’in Gemisi ve ona hayran ziyaretçileri. Rainbow Warrior’un Türkçe karşılığıyla Gökkuşağı Savaşçısı.  Gayemiz daha temiz,  yeşil ve yaşanası bir dünya !
9 Eylül Salı günü de “Nükleer tehditlerden, savaş ve şiddetten arındırılmış bir dünya için”  7 Temmuzda Japonya/Yokohama’dan  84. seferine çıkan Peace Boat-Barış Gemisi  geldi İstanbul’a . Savaş karşıtı aktivistler barış mesajlarıyla çıktı karaya. Kıbrıs’ın işgalden, üslerden, silahlardan arındırılarak Doğu Akdeniz ile Avrupa arasında barış köprüsü olan bir ada haline getirilmesiydi temennileri. Akşam Karadeniz’e açıldı onlar da. Hedeflerinde savaşı tüm gerçekliğiyle yaşayan  Ukrayna’ ya barış mesajları götürmek vardı. Bir tarafta toplumsal  acılara barış mesajları taşıyan Barış Gemisi diğer tarafta denizi küreğiyle harmanlayan adam. Gayemiz daha temiz, barışçı ve yaşanası bir dünya! Aynı gün Töngel Sokağı’na vardı Hüseyin. Deniz öylesine zorladı ki saatte 5 km yerine 1,5 km zor gitti . Gerze’li dostlar yetişti imdadına. Hüseyin sandalı Töngel’ de bıraktı. Gerze’de konakladı ama adı üstünde Töngel’di işte, ertesi sabah dönüp gelecekti sandalının başına.
gerze2
10 Eylül Çarşamba günü Töngel’den sabahtan çıkıp öğle saatlerinde Gerze Limanı’na girdi Hüseyin. Gerze’nin güler yüzlü mutlu insanları kıyıda bekliyordu ellerinde pankartları hazır bir şekilde. Gerze Belediye Başkanı  Osman Belovacıklı’nın , Sinop Nükleer Karşıtı Platform Dönem Sözcüsü Zeki Karataş’ın, Yeşil Gerze Platformu (YEGEP) üyelerinin , doğadan, sevgiden, yeşilden ve  barıştan yana insanların  katılımıyla basın açıklaması yapıldı. HAYIR! demeyi iyi bilirdi Gerze  !
pankart gerze
2008’de Anadolu Grubu Termik santral kurma planlarını açıklamıştı . Termik demek kömür demekti. Oksijeni en bol, en saf olan coğrafyada katliam demekti. 50 km doğusundaki Bafra Ovası’yla, tarım yönünden zengin topraklarına, deniz suyuna, doğal yaşamına ve insanların sağlığına halel getirilmesi demekti . Yasal yollara başvurup Danıştay’a dava açtıklarında ÇED alınana kadar yürütmeyi durduracak yetkili bulamama gibi bir Türkiye gerçeğiyle de yüzleştiler . Anadolu Grubu’nun rüşvetlerine, lobilerine kulak tıkayıp  sağlığını ve geleceğini koruma bilinciyle Yaykıl Yaylası’na çadır kurdular. Fiili olarak da 1,5 yıl  boyunca araziyi nöbetleşe gözlemlediler. Ne zaman ki çivi çakılacak oldu araziye, şafak vakti gelmişti. 5 Eylül günü savaş formatına dönüştü mücadeleleri. Bir holdingin kurmaya  çalıştığı  kömür fabrikasını engellemeye çalışan halkın karşısında  kendi devletinin polisi, jandarması vardı . 2 gün boyunca öyle bir mücadele verildi ki Gerze’de, köylü kadınlar  askeri araçların önüne mi yatmadı, sopalarını mı sallamadı askere. Hani bildiğiniz çatışma lakin, vurucu darbe  biber gazından rahatsız olan arıların kovanlarından çıkıp köylünün yanında saf tutmasıyla geldi. Kısacası  arılarıyla böceğiyle çiçeğiyle galip geldi Gerze halkı bu mücadeleden 7 Eylül günü. Bir  Teyzenin sorusu durumu özetliyordu “İsraillilerFilistinlileri nasıl eziy ,aynısını Türk askeri Türk milletine yaptı burda! Kızım biz devlete ne yaptık ?”
Sağlıklı yaşam hakkını ve geleceğini  savunmak adına Gerzelilerin verdiği mücadeleden alınması gereken dersler var. Çernobil‘i müsibet olarak yaşamış  bir Karadeniz’in hafızasını tazelemesi için Fukushima hakkında yazılanları okuması, anlatılanları dinlemesi yeterli. Lakin, Fukushima radyoaktif kirliliğinin bugün Kanada’yı bile etkilediğini dikkate alırsanız etki alanının genişliğine paralel olmalı tepki alanı. Yani Tüm Türkiyebir Gerze olmalı. Önümüzde uzun bir süreç var. Nükleer lobi ise yakında faaliyetlerine başlayacak. İstihdam vaatleri, hediyeler, rüşvetler … Göreceğiz bir Gerze duruşu sergileyip sergileyemeyeceğimizi. Ak koyun kara koyun geçit başında belli olur !
  • Hüseyin’i bu bağlantıdan takip edebilir ; Projeye bu adres üzerinden katkıda bulunarak yerinizden kalkmadan  nükleersiz bir Türkiye için bir kürek de siz atabilirsiniz.

Pınar Demircan
(Yeşil Gazete)

10 Eylül 2014 Çarşamba

Fukushima’da radyoaktif kirlilik devam ediyor: Temizlik işçileri, ücretlerinin ödenmediğinden şikayetçi

Geçen ay 500 000$ tazminat ödemeye mahkum edilmiş olan Tokyo Elektrik Şirketi’ni (Tepco), şimdi de kendilerine sözü verilen ücretlerinin ödenmediğinden şikayetçi olan radyoaktif temizlik işçileri dava ediyor .

Mart 2011’de Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’nde meydana gelen tsunamiyle meydana gelen radyoaktif facianın sonuçlarını önlemek adına kurgulanan buz duvarı projesi gereği duvarı inşa etme görevini üstelenen işçiler.
Mart 2011’de Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’nde meydana gelen tsunamiyle meydana gelen radyoaktif facianın sonuçlarını önlemek adına kurgulanan buz duvarı projesi gereği duvarı inşa etme görevini üstelenen işçiler.

Kanuni taraflar , Fukushima Daiichi Nükleer Santrali ’nde radyoaktif temizlik yapmak durumunda olan ve ücretleri ödenmeyerek mağdur edilen işçilerin haklarını mahkemede aramaları yönündeki çabalarını arttırdı .
Tepco, geçen hafta ,nükleer santralin yanındaki evini radyoaktif kirlilik sebebiyle terk etmesi istenen kadının intihar etmesi neticesinde açılan davada 500 000$   tazminat ödemeye mahkum edilmişti. Tepco  her ne kadar tazminat ödemeye  mahkum edilse de gerekçeyi kabul etmiyor. Bunun bir sebebi bu suç karşılığında bir kere tazminat ödeyince diğer benzer şikayetler karşısında da tazminat ödemesinin önünü açılması . Nitekim kanuni yollardan hak talep etme sırası Fukushima santralinde radyoaktif temizlik yapmasına rağmen ücretini alamayan 4 işçiye gelmiş görünüyor .
Yaşları 30 ile 60 arasında değişen ikisi eski ,ikisi de toplam 4 işçi  Tepco’ dan radyoaktif temizlik yapmaları karşılığında kendilerine taahhüt edilen standart üstü, tehlikeli iş çalışması karşılığında ödenecek ücretin ödenmemesi sebebiyle şikayetçi .
Bu konudaki mücadelenin ilk örneğini teşkil edecek olan davada işverenleri tarafından tanınmamak amacıyla isimlerini açıklamayan yüzleri maskeli 4 işçi kendilerine sözü verilen fakat ödenmemiş olan  600 000 $’ ı almak için  Tepco ve benzer şirketlere dava açarak hak arıyor.
Davacılardan birinin avukatının söylediğine göre önümüzdeki 40 yıla yönelik yapılan santralin tasfiyesi için gereken radyoaktif temizlik çalışmasında  görevlendirilen işçilerin sayısı 6000 .
“1 yıl önce , Başbakan,  Fukushima’da  her şeyin kontrol altında olduğunu söylemişti fakat, bu doğru değil ” diye konuşuyor Tsuguo Hirota  Reuters’a . “İşçiler,  kendilerinden yapmaları istenen tehlikeli işin karşılığında ödenmesi sözü verilen ücreti alamıyor ve neticede kalifiye işçiler iş bırakıyor. Öyle ki artık içeride temizlikte çalışanlar kalifiye olmayan amatör işçilerden ibaret ki bu , tasfiye edilmesine çalışılan santralin etrafında yaşayanları endişelendirmesi gereken bir konu.”
Radyoaktif  suyun akışını  kontrol etmek ve tahrip olmuş reaktörün içinden erimiş yakıt çubuklarının çıkarılması  gibi tabiatı gereği tehlikeli olan işler için Tepco geçen sene normal seviyede tehlikeli işe göre işçi başına 200 $ ödemesinin işçi maliyetlerini 2 kat arttıracağı açıklamıştı .
Öte yandan  Tepco ile benzer nitelikteki işi yaptıran yaklaşık 800  taşeron şirket ise Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’nde çalıştırdığı işçilere kendi yönetimlerinin yüksek maliyetleri kaldıramayacakları gerekçesiyle ödenmiyor .
“Bir gün sağlığım iflas edecek … bu gerçeği kendisine itiraf edemeyen bir çok işçi var ,” diyor işçilerden biri NHK’ ye . “İşten atılabilirim ya da bir daha bana iş vermeyebilirler ama umarım benim bu duruşum onların haklarını talep etmesi ve ödemelerinin kendilerine yapılması için uygun zemin hazırlar.
Davalar 2011 felaketinin neticesinde 48 milyar$ tutarında tazminat ile temizlik ve tasfiye çalışmaları için milyarlar ödemeye mahkum edilen Tepco’ya  karşı verilen hukuki mücadelenin önünü yeniden açmış bulunuyor.
Geçen ay, vatandaş yargısal değerlendirme toplantısında  Tepco’ nun 3 eski üst yöneticisinin Fukushima faciasında sorumlu olduğu yönünde karar çıkmıştı .  Savcılar değerlendirmenin sonucuna dair yanıtlarını  gelecek ay bildirecek.
The Guardian, Yeşil Gazete

Totaliterliğe Giden Yolun Taşları: “İkinci Nükleer Rönesans”la Güçlendirilen Altyapısal Otoriterlik

  Bu yazı, son dönemde belirginleşen “İkinci Nükleer Rönesans” stratejisini, meselenin politik özünü göz ardı ederek fiiliyatta nükleer sant...